muncur

muncur

6 Mart 2012 Salı

Elmalı Kurabiye

Bloğumda sadece gezdiğim gördüğüm yerleri değil, lezzetli tariflerimi de paylaşacağım. Bu tarifi çocukluğumdan beri yapıyorum dersem hiç de yalan olmaz. İlk yaptığımda henüz 13 yaşındaydım. Biraz uğraştırdığı için artık çok sık yapamıyorum.Ama gözünüzü korkutmasın, sonucuna değer!



Malzemeler:
1 su bardağı Yoğurt,
1 Su bardağı sıvıyağ
200 gr. Margarin
1 paket kabartma tozu
Alabildiğine un

Elmalı harç için;
4 adet elma
1,5 su bardağı şeker
1 tatlı kaşığı tarçın
Fındık veya ceviz (İsteğe bağlı)
Üzeri için;
Pudra şekeri

  • Öncelikle bir tencereye rendelenmiş elmaları alıp üzerine şekeri ekleyin. Orta ateşte rengi değişinceye kadar pişirin. Ceviz veya fındığı ekleyin. Soğumaya alırken tarçını ekleyin.

  • Daha sonra iç harç için tüm malzemeleri derin bir kaba alarak unu yavaş yavaş ekleyin. Hamurun kıvamı kulak memesinden biraz daha koyu oluncaya kadar unu ekleyip yoğurun.

  • Hamuru 3 eşit parçaya ayırın. Ayırdığınız parçaları merdane ile yuvarlak şekilde açıp, ortasından kesmeye başlayarak aşağıdaki gibi 12 parça haline getirin.

  • Her parçaya sigara böreği gibi harcı ekleyip döndürerek rulo haline getirin. Tüm hamurlar bittikten sonra, 180 derecede ısıtılmış fırında üzerleri pembeleşinceye kadar pişirin.

    (Sıcakken servis tabağına alıp hemen üzerlerine pudra şekeri dökerseniz, şekeri daha iyi özümseyecektir.)

Afiyet olsun :)

1 Mart 2012 Perşembe

Kıbrıs sürprizi!

Eşim Ömer, ilişkimizin üçüncü yılında bir sürpriz yaparak Kıbrıs’ta 4 günlük bir tatil planı yapmış. 23 Ocak kışın tam göbeği donarız diye düşünürken Yavru Vatan bizi kavurucu olmasa da sıcağıyla karşıladı.

Kıbrıs’a ilk gidişimdi ve dizilerde, filmlerde gördüğümden bambaşka bir şehirle karşılaştık: Girne. Kasaba havasında desem yalan olmaz. Yanlış anlaşılmasın o tarzda sakin sessiz yerlere bayılırım. Sadece beklentim daha lüks bir şehirdi. Kumarhanelerin, eğlence mekanlarının olduğu. Belki de kış mevsimi diye çok ölü geldi. Zaten Kıbrıs’ın olayı kaldığın otele gideceksin ve bir daha da hiç çıkmayacaksın. Çünkü otellerin hepsinin içinde gazino var, çoğu da deniz kenarında.
Otel manzarası
 Biz Acapulco Otel’de kaldık. Genel olarak memnun kaldım, yemeklerine ise BAYILDIM! Hatta şöyle söyleyeyim sabah kalkıp “Acaba kahvaltıda ne gibi sürprizler vardır, hadi hemen gidelim” diye başlayıp. “Bugün biraz yüzelim de öğlen yemeğine yer açılsın” deyip, akşam da “tatlılardan kendimi uzak tutmak için ne yapsam” düşüncesiyle ayağa kalkıp her seferinde elim dolu şekilde dönmeyle son bulan akşam yemeklerimiz oldu. Hem de her gün!
Girne Limanı
Girne keşfedilmesi kolay, küçük bir şehir. Merkezde yapacak çok fazla bir şey bulamadık. İkinci gün keşfettiğimiz liman ve çevresi güzel. Sıcak bir havası var. İtalyan sahil kenti tadında. Etrafında bir sürü lokanta, içki içilecek bar, cafe var. İşin garip tarafı güzel balık yapan 1-2 tane lokanta var. Her tarafı denizlerle çevrili bir yerde balık ürünlerinin az olması beklentimi karşılamadı doğrusu. Bir öğleden sonra bira yanında denediğim kalamar ise yediğim en lezzetsiz kalamardı ki yiyemedim zaten. Bu arada aklıma gelmişken içki acaip ucuz. Öyle ki buradakinin yarı fiyatından bile az diyebilirim. Dönüşte valizimize biraz stok yaptık ne yalan söyleyeyim.

Trafiğin soldan akması da garipsediğimiz bir durum oldu. Her minibüse bindiğimizde hatalı sağlama yaptığımızı düşünüp panik olduk. İngiliz sömürgesinden gelen bir durum. Bir kaç yıl önce sağdan akan trafiğe geçelim demişler. Fakat 20  gün içinde o kadar çok kaza olmuş ki, bu sayı son 10 yılda yapılan toplam kaza sayısından bile fazlaymış. Dolayısıyla geri çekmişler. Alışan için çok zor adapte olmak.
Lefkoşa
Son gün gittiğimiz Lefkoşa da tamamen tarih kokan bir yer. Mardin tarzında binalar çok sayıda mevcut. Yürüyerek tüm tarihi yapıları gezebilirsiniz. Öyle ki yürürken yanlışlıkla Rum kesimine bile geçiş yapabilirsiniz. Çünkü hiç bir sınır yok. İnsanlar ellerini kollarını sallayarak diğer ülkeye geçebiliyor. Sadece girişte bir kaç polis var. Onlar da kim kimdir diye bakmıyor bile. Eğer turist gibi polis memurlarına “vizem yok pasaportla geçiş yapabilir miyim” diye sormasam muhtemelen ben de çaktırmadan geçecektim. Ama almadılar işte.

5 yıldızlı otellerde tam pansiyon sevenlerdenseniz Kuzey Kıbrıs tam size göre. Özellikle kış mevsiminde üşümeyeceğiniz bir tatil yeri. Ama sakinliği sevmiyorsanız kışın tercih etmeyin derim.

29 Şubat 2012 Çarşamba

Münih'te 1 hafta!

Biralarıyla ünlü Bavyera Eyaleti’nin en büyük şehri Münih bizi buzz gibi havasıyla karşıladı. Şubat ayında Almanya’ya gidecek kadar çılgın mıyım? Hayır. Eşim eğitimi dolayısıyla 1 hafta orada olmak zorundaydı. Ben de yeni bir yer keşfetmenin mevsimi mi olur diye düşünerek eşlik etmek istedim. Pişman mıyım? Evet! Ama sadece bu mevsimde gittiğime.

Münih’te 1 hafta boyunca en sıcak günüm -6 derece oldu. Ama hissedilen -20 imiş. Ben ki 0 derecede bile üşüyebilen bir insanım, siz düşünün halimi. Hesapta fotoğraf çekmeye gittim. Ama o kadar kat kat giyiniyordum ki elimi kaldırmakta bile zorluk çekiyordum. Dışarıda yarım saat geçirdiğimde soğuktan bayılacağımı hissediyordum vee çözümü buldum. Yarım saatte bir çözülmek için mağazalara ya da alışveriş merkezlerine girip vakit geçirmeye başladım. Az sonra sıcak bir ortama girme düşüncesi bile rahat hareket etmemi sağlamaya yetti.

Münih’in ilk günü tek başıma bir şehri keşfetmeye çalışma fikri beni biraz korkuturken neyse ki benim için güzel bir şey oldu. Eşimin eğitim alacağı hocası hava muhalefeti nedeniyle o gün derse gelemeyecekmiş. Ne mutlu bana ki şehirle ilgili bir çok şeyi eşimle birlikte çözdük.
New Town Hall
İlk gün muhteşem metro ağlarını anlamaya çalışırken, önceden araştırdığım MarienPlatz meydanıyla başlangıç yapmak istedim. Metrodan iner inmez karşılaştığım manzara harikaydı! New Town Hall tüm ihtişamıyla karşımdaydı! Öylesine büyüleyici ki o ihtişam karşısında tek hissedebildiğin ‘hiçlik’ oluyor. Objektifim bile geniş açı olmasına rağmen bu kocaman yapıyı içine sığdırmakta zorluk çekti.
Hofbrahaus
O günümüz sokakları keşifle geçti. Eşimi götürmeyi istediğim Hofbrahaus’a gitmeyi de ihmal etmedik. Zamanında Hitler’in propaganda yaptığı bir bira evi. Bratzel yanında biralarımızı yudumlayıp hemen karşısındaki “Hard Rock” cafede karnımızı doyurduk. Etler çok lezzetli tavsiye ederim.

İkinci gün ve diğer günler elimde şehrin metro haritasıyla(3. gün artık tüm metro hatlarını çözmüştüm) o müze senin, şu tarihi kilise benim gezip durdum. Yurt dışında tek başına dolaşmanın keyfi de bambaşkaymış!. Bu arada Hiç Almanca bilmeseniz de sorun değil. Tüm Almanlar İngilizce biliyor! Ama telafuzlarını anlamak oldukça zor. Ya da bekleyin bir şey sormak için illa ki karşınıza bir Türk çıkacaktır.

Mutlaka görün; MarienPlatz, New Hall Town, Old Hall Town, OdeonPlatz, St. Kajetan Kilisesi, Münih Sarayı, KönigzPlatz, ben göremedim ama Neuschwanstein Şatosu (tek gitme amacım bu şatoyu görebilmekti.Bazı plansızlıklardan dolayı malesef göremeden geri döndüm) BMW müzesi (beni çok etkilemedi ama erkeklerin daha çok hoşlanacağını düşünüyorum) Olimpiyat stadı. Her yere ulaşım acaip rahat dolayısıyla turlarla gitmenize bence hiç gerek yok. İçiniz daralmayacaksa Dachau Toplama kampını da öneririm. Empati kurmaya çalışmayın, ruh halinizi değiştirmekte zorlanabilirsiniz.
Hard Rock Cafe
Ne yenir? Et ürünleri harika. Hatta Türkiye’de böyle bir tadı sadece lüks lokantalarda yakalayabiliyorsunuz. Deniz ürünleri çok iyi! Bir çok ülke mutfağını deneyebilirsiniz. İtalyan ve Yunan mutfaklarını denedim, çok başarılıydı. Tüm restoranlar bizdeki lüks lokantalar tadında. En salaş yeri bile lüks görünümlü. Ve orada para kazanlar için yaşam çok ucuz.

Antebi hareketler

Geçtiğimiz hafta yakınımızın düğünü için Antep’e gittik. Tabi ki düğün bahane yemek şahane!
Bundan 4 sene önce bir güney doğu turu yaparken ilk durağım Gaziantep’ti. Aklımda tek kalan ise Zeugma müzesi, Katmer tatlısı ve içli köfte olmuştu. Yıllar sonra sırf bu özlemlerimi gidermek için yolumu Antep’e düşürdüm(!)

Havaalanına iner inmez bir araç kiraladık. Otele yerleştikten sonra soluğu Zeugma müzesinde aldık. 4 sene önce bulunduğu yerden İpek Yolu üzerine taşınmış müze. Mekan daha görkemli fakat daha boş olmuş ne yalan söyleyeyim. Amacım seneler sonra Çingene Mozaiği’ni tekrar görebilmek ve objektifime yansıtabilmekti. İçeriye girdiğimde Zeugma’yı(Çingene Mozaiği) bir türlü görememiştim ki birden karanlık bir giriş dikkatimi çekti. Çok az bir ışıklandırmayla aydınlatılmış. Labirent gibi yolun ardından karşımda Zeugma’yı gördüm. Ama o kadar az bir ışıkla aydınlatılıyor ki objektifime yansıtmakta güçlük çektim.
Çingene Mozaiği - Zeugma
Fotoğrafa doyduktan sonra kendimizi “Aşina”da bulduk. Aşina Antep’in en iyi restoranlarından biri. Hemen kendime Beyti ve içli köfte söyledim. Bu tattan bahsetmek istemiyorum; deneyin ve kendiniz karar verin. Ve tabi ki ardından o muhteşem tat “Katmer tatlısı”nı söyledik. Aslında Antep’te katmer tatlısı sabah kahvaltısında sütle birlikte yenen bir tatlıymış. Zaten öğleden sonra gittiğinizde hiçbir yerde bulamıyorsunuz. Fakat Aşina gelen müşterilerini geri çevirmiyor ki bu muhteşem tatdan bizi de mahrum bırakmadı.
Katmer Tatlısı
O günü yemek şöleni açısından bu şekilde tamamladıktan sonra, ertesi gün Gaziantep Kalesi’ni görmeye gittik. Önceki gelişimde sadece dışarıdan gördüğüm kalenin içini gezme fırsatını buldum. Üst katta restorasyon çalışmaları devam ettiği için girişteki Gaziantep savunmasının anlatıldığı Panorama Müzesi’ni gittik. Giriş sadece 1 TL.
Gaziantep Kalesi-Panorama Müzesi
Kale çıkışı çarşıyı gezip biraz alışveriş yaptık. Neler mi alınır? Kırmızı biber, biber salçası, muska pestili, seylan çayı ve tabi ki Antep fıstığı :) Bu arada yemek için bir yer daha önereceğim. Çarşıya girdiğinizde kime sorsanız tarif eder: “Çulcuoğlu”. Biraz girişi kötü gibi gözükse de hayatımda yediğim en iyi kebabı burada yedim. Ve ayrıca fiyatlar çok uygun, ikramlar şahane.Fıstıklı kadayıf tatlısını da denemeyi unutmayın!
Kadayıf Tatlısı
2 günlük Antep maceram yaklaşık + 2 kiloyla son buldu :) inanın hiç pişman değilim. Yemeğin başkenti Antep, beni yine bir hafta sonu doyurmak için ağırlayacak, hissediyorum.